Alınan harçlıkların dışında, bir genç için sıkıcı geçer bayramlar... Akraba ziyaretleri ya da memlekete geri dönüş (film adı gibi oldu) faslı vardır. İşte bende öyle yapıp
Düzce'ye yani memleketime gideyim dedim. Annemi de alıp
İstanbul'dan
Adapazarı'na hareket eden trene bindik sabahın köründe. Bayramlaşmalar daha burada başladı. Trende birbiriyle karşılaşan akrabalar gözümüzün önünde kucaklaşmaya ve el öpmeye başladılar. Utanmasalar birde kahve yapıp içeceklerdi, okadar rahatlar yani. Bir an dedim ki içimden, bu tren artık benim yuvam. Bayram bitene kadar burada hep beraber yolculuk yapıcaz (: O psikolojiye soktular beni! Bu arada
Kocaeli üzerinden geçerken
Erhan ve
Recep'e selam çakmayı unutmadım tabi (:
Neyse, indik trenden. Bu seferde otobüs arıyoruz,
Düzce'ye direkt aktarma yapan.
Adapazarı Gar'ının tam önünde otobüs şirketleri var. Metro falan işte :) Çevreyi bilmediğimiz için sorup soruşturmaya başladık. Nasıl gidilir, ne yapılır falan filan...
Atan Kardeşler diye yerel bir firma ile Metro arasında 4 kere gidip geldik. Sağolsunlar hepsi birbirinden yardımcı ve sığırlar. En niyahetinde Terminale gidip oradan
Düzce servislerine binmemiz gerektiğini öğrendik. Hemen bir minibüse atlayıp Terminal'e gittik. Saçma bir şekilde
Düzce Kaynaşlı otobüsü ararken sağolsun bir servis muavini yardımcı olmak istedi. Sağolsun dediğime bakmayın. Adam kahin çıktı :) Bize gelecekten haber veriyor. Nasıl mı? Okuyun şu diyalogları:
- Pardon (Nazik günümdeyim),
Düzce Kaynaşlı otobüsü var mı?
+ Evet var.
- Hangisi acaba?
+
Özbolu otobüsü...
- Nereden bineriz?
+ O otobüs yok.
İşte! Adam daha o otobüs icat olmadan bize bilgi veriyor. Neyse, arkasındaki serviste
Düzce yazıyordu. Dedim bu nereye gidiyor?
Düzce ama
Kaynaşlıya gitmez dedi. Akabinde, siz binin ben sizi yönlendiricem dedi. O an adamın gözünde şeytanı gördüm. Dedim başka çare yok binecez (:
30 kişilik koltuklu bir servis aracında, 50 kişi gidebilme başarısını gösterdik. Çünkü sağolsun şoför otobüsün boş olmasına dayanamıyormuş. Yoldan kimi bulduysa aldı otobüse...
Neyse, muavin ücretleri toplamaya başladı. Dedik ne kadar? İki kişi 16 TL dedi. Uzattık 16 TL'yi.. 4-5 saniye paralara baktıktan sonra 5 TL'yi geri verdi. Biz bir anlam veremedik tabi. Ses etmeden yerimizde sabit kaldık :) İçten içe düşünüyorum, acaba düştüğümüz duruma mı üzüldü de, az para aldı diye...

Otobüsde okadar minyon bişey ki, oturduğumuz koltuklarda nefes almadan ve bir daha kalkmamak üzere yerleştiğimizi farkettik. Arkada da iki tane hoş kız vardı. Dedim bu yolculuk böyle bitmeyecek, bari onlardan birini kesiyim (Kesiyim dediysem, göz süzeyim anlamında.
Hannibal falan değilim). Arka çaprazda oturdukları için, haliyle yerimde dönmem gerekiyor. Dönüp şöyle bir süzdüm, oda beni süzdü tabi (Kaçırır mı benim gibi yakuşukluyu). Sonra eski pozisyonumu alıp anneme; "Otobüs varış yerine gelince hemen bir hastaneye gidip Omuriliği baştan yaptıralım" dedim.
Aslında bir öykü kitabı yazabilirim bununla ilgili ama şimdilik bu kadarı bile kâfi. Filmin sonunu merak ediyorsanız bu serüvenin ikinci bölümünü beklemenizi rica ediyorum :)